NE ARAMIŞTINIZ ?

AİLE HEKİMLİĞİ SİL BAŞTAN MI?

12 Kasım 2017

 GELMİŞ OLDUĞUMUZ NOKTA DA;

BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMET SUNUMU…

Aile hekimliğinin ülkemizde uygulamaya konulmadan önceki temel hedef, ana çocuk sağlığı hizmetlerinde istenen verimliliği yakalamak ve anne ve çocuk ölümlerini çağdaş ülkeler de olması gereken seviye çekmek, Bağışıklama hizmet kalitesini artırarak bulaşıcı hastalıkları kontrol altına almak, ama asıl önemlisi maliyet etkin ve kaliteli bir hizmet sunumu ile tüm vatandaşlarımıza kolay, ulaşılabilir ve ücretsiz bir sağlık hizmeti vermekti. İlk on yılda kısmen de olsa bu belli başlı alanlar da başarılabildi. Vatandaş memnuniyeti bu on yılda sürekli artış gösterdi.
Güçlü bir birinci basamak sağlık hizmet sunumuna sahip ülkelerde duruma bakılacak olursa; Halkın temel sağlık ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verildiği, sağlıkta daha eşit ve ulaşılabilir bir hizmet sunumu sağlandığı ve sağlık harcamalarının daha maliyet etkin olduğu görülmektedir.

Türkiye’de son on yılda sağlık alanında önemli değişikliklere yol açan ve Sağlıkta Dönüşüm Programı olarak adlandırılan bir sağlık reform programı kademeli olarak uygulanmıştır. Bu programın en önemli öğesi bölge tabanlı sistemden tamamen vazgeçilerek kişisel bir yaklaşım olan aile hekimliği uygulamasına geçilmesidir.
Sağlıkta dönüşüm programı ile gerçekleştirilen bu köklü yapısal ve uygulamaya dönük yeniliklere rağmen, Türkiye modeli birinci basamak sağlık hizmet sunumu diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında yapısal özellikler ve uygulama özellikleri bakımından yeterli düzeye ulaşamamıştır.

Türkiye’de birinci basamak aile hekimliği uygulamasının temel sorunlarının en başında;
Sayıca yetersiz sağlık çalışanı insan gücü,
Aile hekimi başına düşen kayıtlı kişi sayısının çok fazla olması,
Disiplinler arası ve ekip çalışmasını destekleyecek uygulamaların olmaması,
Sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere paydaşlarca dile getirilen birinci basamak politikalarının geliştirilmesine yönelik önermelerin ve çözüm önerilerinin dikkate alınmaması gelmektedir.

Ayrıca;
Aile hekimlerinin sağlık hizmetinin merkezinde olmasına yer verilecek tedbirlerin alınmaması ve asıl trafik polisi işlevini gerçekleştirebileceği ortamın sağlanmaması,
Sağlıkla ilk temas noktası, sağlığa açılan ilk kapı olarak alternatifsiz bir aile hekimliğinin var edilememiş olması,
İsteyen her kişin her basamağa ve branşa herhangi bir bariyer olmadan ulaşabilmesi,
Aile Hekimliği sağlık hizmetlerinin kapsamında iş yükünün azaltılmasına ve iş çeşitliğinin azaltılmasına ihtiyaç duyulması,
Mesai dışında aile hekimlerine hizmet ihtiyacının yönetilmesi ve diğer disiplinlerin işlerinin aile hekimlerine görev olarak verilmesi diğer önemli sorunlardır.

Sonuç olarak, geldiğimiz nokta da bahsi geçen reformlar birinci basamak odaklı değil, Tedavi edici hastane sistemini, uzmanlaşma ve teknolojiyi destekler görünmektedir. Bu durum birinci basamağın sağlık sisteminin adeta “sosu” haline dönüşerek işlevsizleşmesi, değersizleştirilmesi ve sağlık maliyetlerinin çok daha artması riskini içinde taşımaktadır.

Şimdiler de ise Aile Hekimleri bu görüntü ve gidişat karşında daha karamsar, daha endişeli ve geleceği adına daha da korkulu bir bekleyiş içindeler. Belirtilen tüm bu işlevsizleştirmelerin yanın da yıllar içinde hem özlük hakları noktasın da hem de mali konular da kayıpları oldu. Görünen o ki ileriye yönelik yapılması planlanan işlemler de bu kayıpların olabileceğinin duyumu, zaten yok olan moral ve motivasyonu iyice düşürecektir. Eğer bu anlamda sağlık sisteminin doğru olmayan planlamalarının yarattığı hem iş yükü hem de sağlık maliyetleri, aile hekimleri ve uygulama üzerinden çıkarılacaksa bunu kabul etmek ve samimi bulmak mümkün değildir.

Böyle bir olası durum, önümüzdeki dönemde vatandaşın tamamının dokunabilme özelliği nedeniyle vatandaş memnuniyetine direk etki edecek bir unsurdur. Bu neticenin de siyasi otoriteler ve sağlık planlayıcıları tarafından görülmesi elzemdir.

Eğer samimi olarak maliyet etkin ve kaliteli bir birinci basamak sağlık hizmet sunumu isteniyorsa, bunun yolu birinci basamak çalışanlarının haklarının tırpanlanması değil, bilakis maddi ve manevi anlamda özlük haklarının geliştirilmesi ile desteklenmesidir.

On yılda kaybedilen reel bazda %12 ‘e yaklaşan kayıpların bir an önce karşılanması, üzerine kaliteyi artırabilecekleri tedbirlerin alınması ve vatandaşlarımıza hak ettikleri fiziki imkânlar da hizmet vermek için yeni ASM binalarının devlet eliyle açılması, donanımın sağlanmasının zamanı gelmiş de geçmektedir.
Haklarımız, görevlerimizi yerine getirdikçe artar. Biz görevlerimizi yerine getirdik. Şimdi sıra haklarımızın artırılmasın da.