NE ARAMIŞTINIZ ?

AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASIN DA MEVCUT DURUM VE GELECEĞE DAİR BEKLENTİLER…

26 Eylül 2018

AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASIN DA MEVCUT DURUM VE GELECEĞE DAİR BEKLENTİLER…

Kişilerin ve toplumların sağlığının korunması, bireysel sağlıktan başlayarak toplum sağlığına uzanan zorlu bir süreç gerektirir.
1.Basamak hizmetleri yani aile hekimliği, başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere birçok dünya ülkesinde başarıyla uygulanmakta, birinci basamağın koruyuculuk ve önleyici hekimlik anlayışının önemi ve maliyete etkinliği ve sürdürülebilirlik giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Dünyada yaygınlaşan anlayışa göre temel sağlık hizmetleri tanımına birinci basamaktaki tanı ve tedavi hizmetleri ile iyileştirme hizmetleri de dâhil edilmektedir.

Temel sağlık hizmetlerinin değişen bu yeni modelinde aile hekimleri sağlık sistemin de ana görevi üstlenmektedir. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” çerçevesinde yeni bir bakış açısıyla, şimdiye kadar çözülmemiş sorunlara çözüm bulma amacını gerçekleştirmede en önemli adımlardan birisi olan Aile Hekimliği Uygulaması ülkemizde 13 yıl önce hayata geçirildi. Aile Hekimliği Türkiye Modeline geçmeden önce geçmişte yapılan bütün çalışmaları değerlendirildi, sağlıkta önemli mesafeler kat etmiş veya bu yolda ilerleyen çeşitli gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerini yerinde incelendi. Ülkemizin coğrafik, sosyoekonomik ve sosyokültürel koşullarını da göz önünde bulunduran bir anlayışla aile hekimliği uygulaması başladı. Tüm halkı içine alan sağlıklı yaşamanın ön plana çıktığı, hastalıklar ortaya çıkmadan önleme, çıktıktan sonra istenmeyen durumlardan koruma ve komplikasyonlar çıktıktan sonra da yaşan kalitesini artırarak aile hekimliği uygulamasının sağlayacağı faydalar sonucu hep beraber daha iyiye gideceğimiz inanç ve umuduyla büyük bir istek ve arzu ile işe koyulduk.

Bu kapsam da sağlık da dönüşümün 1. Fazında Aile hekimliğinin ülkemizde uygulamaya konulmadan önceki temel hedefi;

Ana-çocuk sağlığı hizmetlerinde istenen verimliliği yakalamak ve anne ve çocuk ölümlerini çağdaş ülkeler de olması gereken seviye çekmek,
Bağışıklama hizmet kalitesini artırarak bulaşıcı hastalıkları kontrol altına almak,
Asıl önemlisi maliyet etkin ve kaliteli bir hizmet sunumu ile tüm vatandaşlarımıza kolay, ulaşılabilir ve ücretsiz bir sağlık hizmeti vermekti. Uygulamanın ülke geneline yaygınlaştırılmasından sonraki on yılda bu temel hedefler belli başlı alanlar da başarılabildi. Başarı öyküleri yaşandı. Sağlık göstergelerinde olumlu değişiklikler oldu. Vatandaş memnuniyeti bu on yılda sürekli bir artış gösterdi.

Ancak geçtiğimiz birkaç yılda sağlık otoritesinin ve diğer basamakların farklı bakış açıları, geçen onca yıla rağmen halen uygulamanın felsefesinin tam olarak anlaşılamamış olması, gerekli kalitenin sağlanamaması ve her geçen gün artan iş yükü ve iş çeşitliliği sebebi ile artık aile hekimliği uygulamasının geleceği belirsiz bir hal almıştır. Sağlıkta dönüşüm programı ile gerçekleştirilen bu köklü yapısal ve uygulamaya dönük yeniliklere rağmen, Türkiye modeli birinci basamak sağlık hizmet sunumu diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında yapısal özellikler ve uygulama özellikleri bakımından yeterli düzeye ulaşamamıştır.

Türkiye’de birinci basamak aile hekimliği uygulamasının temel sorunlarının en başında;

-Sayıca yetersiz sağlık insan gücü,
-Aile hekimi başına düşen kayıtlı kişi sayısının çok fazla olması,
-Disiplinler arası ve ekip çalışmasını destekleyecek uygulamaların olmaması,
-Aile Hekimliği çalışanlarının özlük haklarının sürekli geriye gitmesi, mali kayıpların sürekli yaşanması
-Çalışanların moral ve motivasyonlarının ve uygulamaya olan inançlarının kaybolması
-Aile Hekimliğinde verilen sağlık hizmetlerinin kapsamında iş yükünün her geçen artması ve iş çeşitliğinin azaltılmasına ihtiyaç duyulması,
-Mesai dışında aile hekimlerine hizmet ihtiyacının yönetilmesi ve diğer disiplinlerin ve bakanlıkların işlerinin aile hekimlerine görev olarak verilmesi
-Sivil Toplum Kuruluşları başta olmak üzere paydaşlarca dile getirilen birinci basamak politikalarının geliştirilmesine yönelik önermelerin ve çözüm önerilerinin dikkate alınmaması gelmektedir.

Şimdi önümüzde sağlık da dönüşümün 2. Fazı ve değişen hastalık ve hastalık yüklerine göre mücadele edilmesi gereken farklı alanlar var. Bunların başında bulaşıcı olmayan hastalıklar yani kronik hastalıklarla mücadele edilmesi söz konusu. Bu alanlar da başarılı olmak isteniyor ise öncelikle mevcut var olan sorunların bir an önce çözülmesi ve artık kaybolmaya başlayan moral ve isteklendirmenin yeniden sağlanması gerekmektedir.

Aile hekimliği uygulaması ile düzeltilmesi ve geliştirilmesi gereken dört ana başlık vardı.

1.Birinci basamak hizmet sunumunun yaygınlaşma ile birlikte İkinci basamağa giden hasta sayısı düşecek, hastane yığılmaları azalacak ve maliyet etkinliği sağlanacaktı.
2.Birinci Basamak hekimleri ve çalışanları hak ettiği mesleki doyuma ve hekimlik itibarına kavuşacaktı.
3.Uygulama Aile Hekimi Uzmanı yetiştirilmesini teşvik edecek, uygulama içinde bulunanlara uzmanlık yolu açılacak, mesleki kalitenin artırılması sağlanacaktı.
4.Birinci Basamak sağlık hizmetlerinin fiziki, donanımsal kalitesi ve birinci basamağa olan güven artacaktı.

Ancak Sağlık Bakanlığı ve TÜİK tarafından yayınlanan sağlık verilerine bakıldığında ikinci basamağa giden hasta sayısının azalması bir yana daha da arttığı görülmektedir. Şu an 1. basamağın kullanılabilirlik oranı yüzde 33-35 arasında değişiyor. Bu da sistem maliyetleri açısından bir tıkaç görevi görüyor. Ancak temel hedef bu oranın en az yüzde 50 civarlarına çekilmesi olmalıdır.
Mevcut uygulamalar, politik bakış açısı ve ikinci basamak odaklı sağlık politikaları ile bunun gerçekleşmesi mümkün görülmemektedir. 
Ülkemizde 1 yıl içinde vatandaşın yüzde 35’i aile hekimliklerine hiç uğramıyor. Olayın diğer boyutunda aile hekimine müracaat sayısı bir yılda kişi başına 9,5. Yani aynı kişiler bu sarmal içinde dönmekteler. Bu yüksek ama yanıltıcı bir rakamdır.  Birinci basamak hekimleri mevcut sistem içinde hak ettiği itibara bu yanlış politika nedeniyle ulaşamamıştır. Hizmet alan halkın bu alana ulaşması sağlanamamış ve halkın aile hekimliğine olan güveni artırılamamıştır. Ve maalesef yeni mezun hekimlerin neredeyse tamamının tek amacı, TUS kadrolarına kapağı atmak, hastanede bulunmak yani dal uzmanlığıdır.

Bugüne kadar Aile Hekimi Uzmanlığı belgesine sahip 3 bin 500 kadar hekimin sadece 1500 kadarı saha da aktif Aile Hekimliği yapıyor. Kalan Aile hekimliği Uzmanları ise hastaneler de çalışmaktadır. Aile Hekimliği uzman sayısının bir an önce artırılması klinik kalite açısından önemlidir. Ve yıllardır birinci basamakta çalışan pratisyen kökenli hekimlere ise uzmanlık yolunun kolaylaştığı yöntemlerle açılması elzemdir. Deneyimleri göz ardı edilmemelidir.

Ülke genelinde bugün aile hekimi başına düşen nüfus 3200 kişidir. Geçmiş yıllara göre bu rakam düşse de halen oldukça yüksektir. Bu nüfusun azaltılması için yeni sıfır nüfuslu birimler açılmak üzere planlama yapılmıştır. Ancak bu yeni açılan birimler ve nüfus düşüşü ile birlikte sorun çözülmemiş hatta mevcut aile hekimlerinin ücretlerinde ciddi kayıplar yaşanmasına yol açmıştır.  Bir yıldır çok sayıda yerleştirme ilanlarına rağmen binlerce yeni birim boş durumdadır. Binlerce birimde çalışacak aile sağlığı çalışanı yoktur. Dolayısıyla bu konuda acil ve çözüme yönelik, hak kayıplarının yaşanmayacağı tedbirler bir an önce alınmalıdır. Mali kayıplar olmadan kayıtlı nüfusların düşmesi beklenen ve istenen bir unsur iken, ücretlerimiz düşerken iş yükü ve iş çeşitliliği de diğer taraftan artmaktadır. Artık çok çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından aile hekimlerinden ‘’ sağlık hizmeti olmayan’’ çeşitli işler adeta birer görev olarak istenmekte ve talep edilmektedir. Bu artan iş çeşitliliği nedeni ile hukuki sorunlar yanında asli işlerimize odaklanma sorunu da yaşanmaktadır.

Oysa saha da görev yapan bizlerin gönlünde yatan;

-Aile hekiminin Yaratıcı olması ve buna imkan tanınması
-Kendi çalıştığı bölge nüfusu ve nüfus profilinin gerek ve önceliklerine göre plan ve program yapması.
-Hakkımızda verilen kararlarda söz sahibi olması. Hizmet aksayışından sorumlu tek tarafın biz olamayacağımızın kabul edilmesi ,
-Gün geçtikçe artan iş yükü ile aile hekimliğinin ortaya konuluş amacı ile ters düşülmemesi
-Koruyucu hekimlik ve hasta tarama ve takiplerini layığıyla yapacak ortamların ve zamanın sağlanmasıdır.

Yanıt aradığımız ve cevabımı bilmediğimiz sorular;

Dönüşümün 2. Fazı ile birlikte bazılarını basından duyduğumuz, bazılarını hissettiğimiz, bazılarını ise beklediğimiz birçok yenilikler var. Bu yeni uygulamaların detay planlarını, neler getirip neler götürebileceğini bilmiyoruz. Aile Hekimliği uygulamalarının geleceği ile alakalı birçok soru aklımıza geliyor. Bunların en basitleri;

1- Hekimler, tüm kuruluş, donanım ve harcama masrafları kendilerine yüklenen ve belirli bir nüfusa ulaşma şartı ile yerleştikleri Aile Sağlığı Merkezlerinde, üstelikte cari ödeneklerin kesileceği haberleri ayyuka çıkmışken, geleceği meçhul olan bu birimler de neden çalışmak istensin? Neden yatırım yapsın?
2- Hekimlerin cari ödenekleri elinden alınması kulislerde konuşulurken ve aksi bakanlıkça yalanlanmamışken, ücretleri her geçen gün geriye giderken, buna rağmen iş yükleri ve iş çeşitlilikleri her geçen gün artarken işlerine nasıl motive olacaklardır?
3- Hekimler, birinci basamak hekimliği her geçen gün değersizleşirken, hak ettikleri değerli bir türlü göremezken, arkasında sağlık otoritesinin desteğini hissetmezken hekimlik mesleğini birinci basamakta yapmayı neden istesinler?
4-2. Fazda yapılması planlanan yeni görevlere, yeni mücadele alanlarına mevcut sorunlar çözülmeden ve hak kayıpları giderilmeden nasıl adapte olsunlar?
5-Halkın sağlık hizmetinden beklentisi her geçen gün artarken, başvuru oranları yükselirken,  uygulanan hastane odaklı bakış açısı ve politikalar bu talebi daha çok ilaca, teknoloji kullanımına yönlendirirken, bunun neticesi sistem hastaları 2.ve 3. basamak ve özel sağlık kurumlarına sevk ederken, halkımız birinci basamak kurumlarını neden tercih etsin?

Görünen o ki, bu yanıtını bilmediğimiz sorular, ileriye yönelik sağlık otoritelerince yapılması planlanan işlemler de bu kayıplarımızın daha da olabileceğinin duyumu, zaten yok olan moral ve isteklendirmeyi iyice düşürecektir.
Bu anlamda sağlık sisteminin doğru olmayan planlamalarının yarattığı iş yükü ve sağlık maliyetlerinde ciddi artışlar, aile hekimleri ve aile hekimliği uygulaması üzerinden giderilmeye çalışılacaksa, bunu kabul etmek ve samimi bulmak mümkün değildir.
Böyle bir olası negatif durum, yani çalışanların haklarının ve memnuniyetinin gözetilmediği senaryolarda, Aile Hekimlerinin vatandaşın tamamının dokunabilme ve temas etme özelliği nedeniyle, bu olumsuzluklar vatandaş memnuniyetine negatif anlamda etki edecek bir unsurdur. Bu neticenin de siyasi otoriteler ve sağlık planlayıcıları tarafından iyi görülmesi elzemdir.

Eğer samimi olarak maliyet etkin ve kaliteli bir birinci basamak sağlık hizmet sunumu isteniyorsa, bunun yolu birinci basamak çalışanlarının haklarının tırpanlanması değil, bilakis maddi ve manevi anlamda özlük haklarının geliştirilmesi ile desteklenmesidir.  On yılda kaybedilen temel  %25-30 ‘a yaklaşan kayıpların bir an önce karşılanması, özlük haklarının kanunla düzenlenmesi, yıpranma payının eşit ve adil bir şekilde geriye dönük bir şekilde verilmesi, emekliliğe yansımayan ücretler sorununun reel olarak çözülmesi gereklidir. 
Ve üzerine kaliteyi artırabilecekleri tedbirlerin alınması ve vatandaşlarımıza hak ettikleri fiziki imkanlar da hizmet vermek için yeni ASM binalarının devlet eliyle açılması, donanımın sağlanmasının zamanı gelmiş de geçmektedir.

Haklarımız, görevlerimizi yerine getirdikçe artar. Biz görevlerimizi yerine getirdik. Şimdi sıra beklentimiz haklarımızın artırılmasın da.