"Beni Türk hekimlerine emanet ediniz."

GECENİN ORTASINDA

6 Şubat 2024

Unutmadım, evden gelen sesin bir hırsızdan olmayıp bir depremden olduğunu. Ses kesildi diye oh dediğimizde tekrar başlayıp, niye bitmiyor diye korkuyla hayıflanışımızı, yıkılmamanın imkansız olduğunu bildiğimizden nereler yıkıldı diye merakla televizyon karşısına geçişimizi ve felaket filmlerini andıran o yıkımları dehşet dolu gözlerle sessizce izlediğimizi.

Unutmadım, her zamankinden daha motivasyonu yüksek işe gidişimizi, çünkü bir şeyler yapmak zorundayız, hissimizi. Sabahın erken saatine rağmen ildeki tüm doktorların ve sağlık çalışanlarının ve muhtemeldir ki diğer tüm çalışanların ve dahi vatandaşların, organize olma çabasını, henüz gelen görüntüler karşısında kayıtsız kalamayışını, iyi ki de kalamayışını, unutmadım. Birkaç saat önce aynı evde uyandığım eşimin, öğle saatini bulmadan, artık hepimizin şahsi meselesi olan Hatay’a İskenderun’a gidişini, gördüklerini, anlattıklarını, döndüğünde günlerce süren suskunluğunu, gece sıçrayarak uyanışlarını unutmadım.

Bölgeye yardıma gitmek için, birinci basamak hekimlerinden oluşan 300 kişilik kocaman gönüllü orduyu, yaşanan koordinasyonsuzluğa rağmen gitmenin bir yolunu buluşlarını, aslında gittikleri yerde de bazen, en fazla, sadece bir sandalyelerinin olacağını, unutmadım. Ufak bir kutu alsanız yeter, diyerek başladığımız ilaç desteğinin evlere bir çağrı gibi ulaştığını, başka illerdeki insanların dahi yakınlarını arayarak bize yönlendirdiğini, organize ettiğini ve sonunda yüzlerce koli ilaç gönderdiğimizi, şahsi telefon numaralarımızın sosyal medyalarda gezinmesini, Adıyaman Besni’den gece 03:17’de arayarak benden ilaç isteyeni, merak etmeyin yarın askeri uçakla Adıyaman’a ilaç gönderiyoruz diyebilmenin buruk mutluluğunu, yardıma gelemeyenin para gönderdiğini, o parayla daha sabahında gelen antibiyotik talebini ilaç deposunda bularak tedarik etmemizi, o anki sevincimizin gözyaşlarımıza karışmasını, unutmadım. Eczacımla saatlerce majistral hazırladığımızı, duyan diğer eczacıların da destek olduğunu, unutmadım. Kendileri de kötü olup sürekli ağlamalarına rağmen, ben ve benim gibi koşturan herkesi ASM’de destekleyen kollayan hizmetin aksamamasını sağlayan hekim arkadaşlarımızı, unutmadım. Günde en az 300 telefon görüşmesi yaptığımı, artık karışmasın diye il il paylaşıp koordinasyon sağladığımızı, her telefonda ağlamamak için kendimizi zor tuttuğumuzu hatta çoğu kez tutamadığımızı, unutmadım. Ulaştığım herkese, ne istiyorsanız söyleyin dediğimde, kimsenin fazladan tek şey istemediğini, havlu da alayım mı dediğimde ağlayarak “çok şükür çocuklarım sizlere havlu da geliyor çarşafla kurulanmayacaksınız artık” diye ağlayan acil sorumlusu hemşiresini, çocuklarım dediğinin asistanlar olduğunu, tüm bu konuşma esnasında dağılan ben’i ağlayarak toparlayan annemi, diğer hastaneler daha kötü onlara ulaşın siz diyen hekimleri, kötülük kriterinin aynı kanlı formayı bir haftadan fazladır giyiyor olmak olduğunu, kendi de depremzede olan meslektaşlarımı ve çabalarını, unutmadım. Yolda yürürken dahi belki yan yana geçmediğim onca müdürle, yöneticiyle, çamaşırcıyla, havlucuyla, askerle, polisle, dernek yöneticileriyle, vatandaşla o dönem tanıştığımı, tedarik edebildiklerimiz için salya sümük ağlayıp sarıldığımızı, unutmadım. Bölgeye giden, tüm deneyimlerini ya da inancını orada var etme çabası gösteren, cevval genç hekim meslektaşlarımdan tutun da meslekte çokça tecrübeli olan büyüklerimi, bazen arayıp birbirimizden ağlayarak yardım istemelerimizi, unutmadım. Biz bize olduğumuzu anladıktan sonra kenetlenişimizi, ısrarcı uygulamalarımızı ve her türlü engele rağmen ulaştığımız yerleri, unutmadım.

Anne ve babası olarak biz dışarıda bunları yaşarken, oğlumun evde ben dönene kadar uyumadığını, her yere özlem dolu yazılar yazdırdığını, üzgün olduğunu anladığı annesini mutlu etme çabasını, tüm bunlar karşısında hala sıcacık evimdeyim diye utanan ben’i, göçük altında bebekler üşürken, çocuğuma gidip belki bize de bir şey olursa üşümesin diye kalın kıyafetler alırken yaşadığım utancımı, sarılırken suçlandığımı, ama ondan başka hiçbir şeyin de içimi soğutmadığını, unutmadım.

Bunlar ve dahası, yalnız ben değil, hiçbirimizin unutmadığı şeyler. Ben en masum olanlarını yazmak istiyorum artık sadece. Kötüleri kötülükleriyle dillendirmekten ruhum yoruluyor artık. Umuda, umutla hareket etmeye hepimizin ihtiyacı var. Bizdeki umudun, çabanın, nereyi yaşattığını belki hiç bilmesek de, görmesek de, dokunuyor olduğunu bilmek bir yerlere, işte bunu da unutmadım.

 

Uzm. Dr. Setenay Dilara ÖZDEMİR
ANKAHED Yönetim Kurulu Üyesi